(Yazar: John Vidal // Kaynak: ensia // Çeviri: KOS Medya)

Habitat ve biyoçeşitlilik kaybı küresel düzeyde arttıkça yeni koronavirüs salgınları kitlesel pandemiler için yalnızca başlangıç olabilir

Möng La, Shan, Myanmar’da Yasadışı Nesli Tükenmekte Olan Hayvan Ticareti. Fotoğraf: Dan Bennett / Wikipedia, CC BY 2.0 altında lisanslıdır.

17 Mart 2020 – Mayibout 2 sağlıklı bir yer değil. Kuzey Gabon’daki muazzam Minkebe Ormanı’nın derinlerinde, İvindo Nehri’nin güney kıyısında yaşayan 150 civarında köylü, arada sırada kriz olarak vuran sıtma, dang humması, sarı humma, uyku rahatsızlığı gibi hastalıklara alışmış durumdalar.

Fakat 1996 Ocak’ında, insanlar tarafından yeni yeni tanınmaya başlamış ölümcül bir virüs, küçük salgın dalgalarıyla beklenmeyen bir şekilde orman dışına taşmıştı. Hastalık, bulaştığı rapor edilen 37 köylünün 21’ini öldürdüğünde aralarında yakındaki ormandan bir şempanzeyi getirenler, derisini yüzenler, doğrayanlar veya yiyenler vardı.

İnsanlar için yeni ölümcül hastalıkların, tropik yağmur ormanları gibi biyoçeşitliliğin “sıcak noktalarında” ve Afrika ile Asya kentlerindeki yabani hayvan eti satan marketlerde ortaya çıkmasının sebebini araştırmak için 2004’te Mayibout 2’ye seyahat ettim.

Köye ulaşmak için kanoyla bir gün yolculuk ettikten sonra, Baka köylerinden ve küçük bir altın madeninden geçen, ağaçları kesilerek tahrip edilmiş orman yollarını saatlerce takip ettik. Orada, bulaştığı kişilerin %90’ının hayatını kaybetmesine neden olan bu ölümcül virüsün geri geleceği korkusuyla travma geçiren insanlarla karşılaştım.

Köylüler, çocukların şempanzeyi öldüren köpeklerle ormana gidişlerini anlattı. Onu pişiren veya yiyen herkesin birkaç saat içinde ne kadar berbat bir ateşe yakalandıklarını söylediler. Bazıları anında ölmüş, diğerleri ise hastaneye götürülmek üzere nehire taşınmışlar. Nesto Bematsick gibi birkaç kişi iyileşebilmiş. “Eskiden ormanı çok severdik, şimdi ondan korkuyoruz” diyor. Bematsick ailesinin çoğu üyesi ölmüş.

Egzotik yaban hayatıyla dolu tropik ormanlar ve el değmemiş doğal ortamların Ebola, HIV ve dang humması gibi hastalıklara sebep olan virüs ve patojenleri barındırması sebebiyle insanları tehdit ettiği yalnızca geçtiğimiz on veya yirmi senedir yaygın olarak düşünülmekte.

Kerestecilik ve diğer habitat parçalanmaları hastalık organizmalarının hayvanlardan insanlara taşınması için yeni olanaklar yaratıyor. Fotoğraf: euflegtredd / Flickr, CC BY-NC-SA 2.0 altında lisanslıdır.

Fakat bugün çok sayıda araştırmacı, aslında biyoçeşitliliğin insanlık tarafından yıkıma uğratılması sonucu, COVID-19 gibi (Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkarak artan, zengin ve yoksul ülkelerde derin sağlık ve ekonomik etkiler yaratan viral hastalık) yeni virüs ve hastalık koşullarının oluştuğunu düşünmekte. Aslına bakıldığında ‘gezegensel sağlık’ adıyla; insanlar, diğer canlılar ve tüm ekosistemler arasında giderek görünür hale gelen bağlantılara odaklanan bir disiplin doğmakta.

Öyleyse; yol yapımı, madencilik, avcılık ve kerestecilik gibi insan aktivitelerinin Mayibout 2 veya başka yerlerdeki ebola salgınlarını tetiklemiş olması  ve bugünkü dehşeti serbest bırakması mümkün olabilir mi?

“Spillover: Animal Infections and the Next Pandemic” kitabının yazarı David Quammen yakın zamanda New York Times’taki yazısında şunları söyledi: “Çok sayıda hayvan ve bitki türüne barınak olan tropik ormanları ve yabani arazileri işgal ettik ve bu yaratıkların arasında çok sayıda bilinmeyen virüsü de. Ağaçları kestik, hayvanları öldürdük veya kafesleyerek pazarlara gönderdik. Ekosistemi bozguna uğrattık ve virüsleri sarsarak doğal konaklarından serbest bıraktık. Bu gerçekleştiğinde yeni konağa ihtiyaç duyarlar. Çoğu kez de o, biz oluruz.

Artan tehdit

Araştırmalar; Ebola, SARS, kuş gribi ve şu anki yeni koronavirüs olan COVID-19 gibi hayvanlardan bulaşan hastalıklar veya diğer bulaşıcı hastalıklar kaynaklı salgınların giderek artacağını öne sürüyor. Patojenler hayvanlardan insanlara geçiyor ve çoğu an itibariyle başka yerlere yayılma kabiliyetine sahip. Birleşmiş Devletler Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) insanlara bulaşıcı -yeni veya ortaya çıkmakta olan- hastalıkların üçte birinin insandışı hayvanlardan kaynaklandığını tahmin ediyor.

Kuduz ve veba gibi bazı hastalıklar yüz yıllar önce hayvanlardan geçmişlerdi. Marburg gibi bazılarının yarasalardan bulaştığı düşünülmekte ve hala nadiren rastlanılmaktadır. Geçen yıl Wuhan-Çin’de ortaya çıkan COVID-19 ile Orta Doğu’da, develerle ilişkili olan MERS gibi birkaçı ise insanlar için yeni olup küresel olarak yayılmaktadır.

İnsanlara geçen diğer hastalıklar arasında; ilk defa 1969 yılında Nijerya’da tespit edilen Lassa sıtması, Malezya’daki Nipah ile 700’den fazla insanı öldüren ve 2002-2003 yılları arasında 30 ülkeye ulaşan Çin’deki SARS sayılabilir. Zika ve Batı Nil virüsleri ise Afrika’da doğup mutasyona uğradıktan sonra başka kıtalarda yerleşik hale gelmiştir.

Küresel tehdit olarak ortaya çıkan COVID-19 dikkatleri insan ile ekosistem sağlığı arasındaki önemli ilişkiye yönlendirdi. Fotoğraf: Chad Davis / Flickr, CC BY-SA 2.0 altında lisanslıdır.

UCL’de (Londra Üniversitesi Akademisi) ekoloji ve biyoçeşitlilik bölüm başkanı Kate Jones, yeni ortaya çıkan hayvanlardan bulaşan hastalıklar için; “giderek artmakta ve  küresel çapta çok ciddi sağlık, güvenlik ve ekonomik tehditler meydana getirmekte” diyor.

Amplifikasyon (kuvvetlendirme) Etkisi

2008’de, Jones ve araştırmacılardan oluşan bir ekip 1960 ile 2004 arasında ortaya çıkan 355 hastalığı incelerken, en az %60’ının insan olmayan hayvanlardan geldiğini tespit ettiler.

Jones, bu zoonotik hastalıkların giderek artan şekilde çevresel değişimlerle ve insan davranışıyla ilişkili hale geldiğini söylüyor. Kerestecilik, madencilik, uzak mesafeler arası yol inşaatları gibi faaliyetlerle bozulmamış ormanların parçalandığını, şehirleşme ve nüfus artışının insanları diğer hayvan türleriyle daha önce hiç olmadıkları kadar yakın temas durumuna getirdiğini söylüyor.

UCL biyoçeşitlilik uzmanı Kate Jones vahşi yaşamdan insanlara bulaşan hastalık için; “insanın ekonomik gelişiminin gizli bedeli” diyor. Fotoğraf: Kate Jones

Hastalığın nihayetinde yaban hayvanlarından insanlara bulaşması için; “insanın ekonomik gelişiminin gizli bedeli” diyor. “Her ortamda bizler çok daha fazlayız. Büyük ölçüde dokunulmamış yerlere giriyor ve daha fazla maruz kalıyoruz. Virüslerin daha kolay yayılmasını sağlayan habitatlar yaratıyoruz ve sonra yenileriyle karşılaşınca şaşırıyoruz.”

Jones, arazi kullanımının riski nasıl arttırdığı üzerine çalışıyor. “Habitatların tahrip edilmesiyle, insanları hasta eden virüslerin diğer türler tarafından nasıl daha çok taşınır hale geldiğini araştırıyoruz” diyor. “Daha basit sistemler (biyoçeşitliliği azalan) etkiyi kuvvetlendiriyor. Doğayı yok ettikten sonra hayatta kalarak sizinle yaşamaya devam edebilenler, sizin hastalığı kaptığınız türler.”

Liverpool Üniversitesi, Enfeksiyon ve Küresel Sağlık Enstitüsü’nde, Bulaşıcı Hayvan Hastalıkları Bölüm Başkanlığı yapan Eric Fevre; “Oralarda evrim geçirmeye devam eden ve bir noktada insanlar için tehdit oluşturabilecek sayısız patojen var” diyor. “Patojenlerin hayvanlardan insana bulaşma riski her zaman vardı.”

Fevre’e göre, şu anın geçtiğimiz birkaç on yıl öncesinden farkı, hastalıkların hem kent ortamında, hem de doğal çevrelerde ortaya çıkmasının daha mümkün olması. “Yarasalar, kemirgenler ve kuşlar, evcil hayvanlar ve diğer canlıların yanı başında yoğun bir şekilde sıkışık nüfuslar yarattık. Bu da, bazı şeylerin türden türe hareket etmesi için yoğun etkileşim ve fırsatlar meydana getirdi.

Buzdağının ucu

Doğal habitatların küçülmesinin ve değişen davranışların, hastalıkların hayvanlardan insanlara yayılma riskini nasıl arttırdığı üzerine çalışan Emory Üniversitesi Çevre Bilimleri Bölümü’nde doçent doktor olan Thomas Gillespie “patojenler türlerin sınırlarına riayet etmezler” diyor.

“Koronavirüs salgını benim için hiç de süpriz olmadı. Patojenlerin çoğunluğu hala keşfedilmemiş durumda. Buzdağının henüz en tepesindeyiz.” dedi.

Gillespie’ye göre insanlar, virüsün normalde dolaşımlarında sirküle olduğu konağı olan hayvanlarla kendileri arasındaki doğal bariyerleri azaltarak hastalıkların yayılmasına neden olan koşulları yaratıyorlar. “Pandemik influenzanın geleceğini düşünüyoruz; büyük çapta ölüm vakaları beklenebilir; farklı etkilere sahip başka patojenler beklenebilir. Ebola benzeri hastalıklar kolay yayılmaz. Fakat Ebola  gibi yüksek ölüm oranına sahip bir şey kızamık gibi yayılırsa felaket olur” diyor Gillespie.

Yaban hayatının her yerde daha çok strese sokulduğunu söylüyor. “Büyük arazi değişiklikleri hayvanların habitat kaybetmesine, dolayısıyla türlerin bir arada kalabalık hale gelmesine ve insanlarla temasın da daha büyümesine neden oluyor. Değişime rağmen hayatta kalabilen türler yer değiştiriyor ve diğer hayvanlarla ve insanlarla karışıyorlar.”

Gillespie bu durumu A.B.D.’de gözlemliyor; banliyölerde ormanların parçalanmasıyla insanların Laym hastalığına yakalanma riski artıyor. Ekosistemi bozmak Laym patojeninin karmaşık yaşam döngüsünü etkiliyor. Yakında yaşayan insanların Lyme bakterisi taşıyan bir kene tarafından ısırılması çok daha olası” diyor.

Hastalık ekolojisti Richard Ostfeld ekosistem değişimlerinin insan sağlığına etkisine “gezegensel sağlık” perspektifinden bakan araştırmacılardan biri Fotoğraf: Robin Moore © Cary Institute of Ecosystem Studies

Millbrook, New York’taki Cary Ekosistem Araştırmaları Enstitüsü’nden, tanınmış kıdemli bilim insanı Richard Ostfeld, sağlık araştırmalarının nadiren çevremizi saran doğal ekosistemi göz önünde bulundurmakta olduğunu dile getiriyor. O ve diğer bilim insanları, insan ve ekosistem sağlığı arasındaki bağlantıyı inceleyen gezegensel sağlık disiplinini geliştiriyorlar.

“Bilim insanları ve halk arasında, bize yönelik tehditlerin kaynağının doğal ekosistemler olduğuna dair yanlış bir algı var. Bu büyük bir hata. Doğa tehlikeli durumlar ortaya çıkarabilir, doğru, fakat hasarın büyüğünü insan aktiviteleri meydana getirir. Müdahale ettiğimizde doğal çevredeki riskler çok daha kötü noktalara gelebilir” diye ifade ediyor.

Ostfeld, zoonotik hastalıkların doğrudan veya dolaylı olarak yayılmasında sıçanlar ve yarasalarla kuvvetli ilişkilerin olduğuna işaret ediyor. “Doğal habitatlarını bozduğumuzda, kemirgenler ve bazı yarasalar iyi gelişme gösterebiliyorlar. Bunlar patojenlerin bulaşmasına yardımcı olma ihtimali en yüksek canlılardır. Orman ve habitatları ne kadar rahatsız edersek o kadar büyük tehlike içindeyiz demektir” diyor.

Bard Coolege, New York’ta biyoloji profesörü olan Felicia Keesing, çevresel değişimlerin insanların bulaşıcı hastalıklara maruz kalma olasılığına etkisi üzerine çalışmalar yürütüyor. Ensia’ya attığı e-postada; “Biyoçeşitliliği bozduğumuzda bize hastalık taşıması daha muhtemel türlerin yaygınlaştığını görüyoruz, üstelik bu türlerin mevcut hastalıklar için en iyi konaklar olduğuna dair sağlam kanıtlar var” diye yazmış.

Pazar Bağlantısı

Hastalık ekolojistleri virüs ve diğer patojenlerin hayvanlardan insanlara, dünya çapında hızla artan popülasyona taze et sağlayabilmek için türeyen gayrı resmi pazarlardan da taşınabileceğini iddia ediyorlar. Burada hayvanlar kıyıldıktan sonra, parçalara ayrılıp aynı noktada satılıyor.

Çin hükümeti; canlı yavru kurtlar, semenderler, timsahlar, akrepler, sıçanlar, sincaplar, tilkiler, misk kedileri ve kaplumbağalar gibi çok sayıda yabani hayvan satılan Wuhan’daki taze ürün ve et pazarının COVID-19 pandemiğinin başlangıç noktası olduğunu düşünüyor.

Aynı derecede batı ve orta Afrika’daki şehir marketlerinde  maymunlar, yarasalar ile düzinelerce kuş, memeli, böcek ve kemirgen türü katledilip drenaj sistemi olmayan açık çöplüklere yakın bir şekilde satılıyor.

“Bu marketler patojenlerin türler arasında aktarımı için mükemmel kaos ortamları” diyor Gillespie. Bir yerde çok çeşitli türlerle değişik etkileşimlerde bulunduğunuz zaman, burası ister orman gibi doğal bir çevre olsun, isterse et pazarı olsun patojen yayılımıyla (taşma etkisi) karşılaşmanız muhtemeldir.

Yabani hayvan eti virüslerin insanlara geçişindeki yollardan biri. Fotoğraf: Karsing Megu ve Victor Meyer-Rochow

Wuhan pazarı diğer canlı hayvan pazarlarıyla birlikte Çinli yetkililer tarafından kapatılmış, Şubat ayında da hükümet balık ve diğer deniz mahsülleri dışındaki vahşi hayvanların satılmasını ve yenmesini yasaklamıştı. Fakat bazı bilim insanları, cevabın kentsel bölgelerde veya gayrı resmi pazarlarda satılan canlı hayvanların yasaklanmasında olmadığını söylüyor.

“Lagos’taki hayvan pazarı çok köü bir üne sahip. Patlamayı bekleyen bir nükleer bomba gibi. Fakat soğutucu dolaplara sahip olmayan yerleri şeytanlaştırmak adil değil. Bu geleneksel pazarlar Afrika ve Asya’ya temin edilen gıdanın büyük kısmını karşılıyor” diyor Jones.

Kenya Nairobi’de bulunan Uluslararası Hayvancılık Araştırma Enstitüsü’nde kıdemli bir epidemiyolog ve veteriner hekim olan Delia Grace “Bu pazarlar yüz milyonlarca yoksul insan için temel gıda kaynaklarıdır, onlardan kurtulmak imkansız” diyor. Yasakların satıcıları yeraltına iteceğini ve oralarda muhtemelen hijyene daha az dikkat edeceklerini öne sürüyor.

Fevre ve Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü’nde (IIED) insan yerleşimleri araştırma grubunun başındaki Cecilia Tacoli bloglarındaki paylaşımlarında, “hayvan pazarlarını işaret etmektense, vahşi hayvan ticaretinin hızlı yükselişine bakmamız lazım” diye ifade ediyorlar.

“Virüslerin doğal konakları çiftlik hayvanlarından ziyade vahşi hayvanlar”. Yasa dışı gıda ticaretinin bir parçası olarak hayvan pazarlarının hastalıkların yayılmasına katkı yaptığı düşünülüyor ve bu nedenle sorumlu tutuluyorlar. Fakat … kanıtlar gayrı resmi pazarlar ile hastalıklar arasındaki bağlantının her zaman çok da net olmadığını gösteriyor.

Değişen Davranış

Öyleyse bunu tersine çevirmek için ne yapabiliriz?

Jones değişimin hem zengin hem de yoksul kesimlerden gelmesi gerektiğini söylüyor. Küresel Kuzey (Global North) öncülüğünde odun, mineral ve diğer hammadde taleplerinin, tabiatın tahribatına ve ekolojik yıkıma sürüklediğini söylüyor. “Biyogüvenliği küresel olarak ele almalı, zayıf noktaları bulmalı ve gelişmekte olan ülkelerin sağlık hizmetlerini sağlamalarında destek olmalıyız. Aksi takdirde yaşadığımızın fazlasıyla karşılaşmaya hazır olmalıyız” diyor.

California Üniversitesi, Davis Veteriner Tıbbi Okulu Tek Sağlık Enstitüsü’nde araştırma viroloğu olan ve Sierra Leone ve başka yerlerde Ebola ile ilgili gözetim faaliyetlerini yöneten Brian Bird; “Riskler şu an çok daha büyük. Bu riskler, günümüzde ve öncesinde nesiller boyunca vardı. Değişmesi gereken bizim risklerle etkileşimimiz” diyor.

“Bizler şu an kronik tehlikeler çağında yaşıyoruz” diyor Bird. “Hastalıkların eskisinden daha uzağa ve daha hızlı ulaşması kuvvetle muhtemel, dolayısıyla tepki vermede daha hızlı olmalıyız. Bu da, yatırım ve insan davranışlarında değişiklik gerektiriyor, aynı zamanda insanları bölge halkı düzeyinde dinlememiz gerekiyor.

Avcılara, kerestecilere, piyasadaki tüccarlara ve tüketicilere bulaşabilecek patojen ve hastalıklar konusunda bildirimleri almanın kilit nokta olduğunu aktarıyor Bird. “Bu taşma (spillover) durumu bir veya iki kişiyle başlar. Çözüm ise eğitim ve farkındalıkla başlar. İnsanlara birçok şeyin artık eskisi gibi olmadığını aktarmak zorundayız. Sierra Leone’de Ebola’dan etkilenen insanlarla çalışırken yerel toplulukların bilgi edinme açlığına ve arzusuna sahip olduğunu öğrendim” diyor. “Ne yapmaları gerektiğini bilmek istiyorlar. Öğrenmek istiyorlar.”

Fevre ve Tacoli özellikle düşük gelirli, gecekondu yerleşimlerinde kentsel alt yapıyı tekrar gözden geçirmek gerektiğini savunuyorlar. “Kısa vadeli gayretler enfeksiyonların yayılmasına odaklanıyor” diye yazmışlar. “Uzun vadeli çabalar ise –tahminen yeni bulaşıcı hastalıkların şehirlere ve şehirlerin içlerine yayılmaya devam edeceğini göz önünde bulundurarak– şehir planlama ve gelişimine yönelik şu anki yaklaşımları revizyondan geçirmeyi gerektirir.”

Sözün özünün hazırlıklı olmak olduğunu ifade ediyor Bird. “Sonraki pandemiğin nereden geleceğini öngöremeyiz, bu nedenle olası en kötü senaryoları hesaba katarak hafifletme planlarımız olmalı” diyor. “Kesin olan tek şey ise, sırada bir başkasının (salgının) olduğu.”