Seçkin Barbaros / KOS Medya

Cemre önce havaya, sonra suya ardından toprağa düştü. Ve bin yıllardır süren kadim kuş göçü başladı. Göçmen kuşların ana kolu Afrika topraklarından Anadolu’ya ulaşırken, yolculuk Kafkasya ve Mezopotamya coğrafyalarından gelenler ile birlikte üremenin gerçekleşeceği Kuzey Avrupa’ya doğru devam ediyor.

Yeryüzü milyonlarca yıldır kendi döngüsel tarihini gerçekleştirmeye devam ediyor. Doğrusal tarih anlayışı ile tarih sayfalarını bir bir geride bırakan ve teknolojik atılımlarla beraber çağdan çağa atlayan modern dünya ise bugün ‘küçük’ bir virüs sebebiyle karantina altında can çekişiyor.

Bu arada döngüsel tarihin bir parçası olarak baharı bir kez daha karşılayan ebabiller ve kırlangıçlar şimdilerde hemen hemen modern dünyanın tüm şehirlerinde görünmeye başladı. Bu yazının yazıldığı esnada ak karınlı ebabillerin sesleri pencereden içeri girmeye başlamıştı bile. Kuzey Ormanları saz delicesinden balık kartalına, küçük orman kartalından sakallı akbabaya gündüz yırtıcılarının toplu ve yalnız başlarına gerçekleştirdikleri göçe misafirlik ederken, binlerce kilometrelik yolculuklarının ardından kadim göçün sembol kuşları leylekleri de bugünlerde gökyüzünde kalabalık gruplar halinde görmek mümkün.

Ve on yıllar içinde konakladıkları bataklık ve sazlık alanları yok edilen, içlerinde telli olanı artık ülkemizde görülmez olan, Anadolu’da kışlayanlarının tamamına yakını Çukurova’da bulunan kuşlar: Turnalar.

Anadolu’nun kadim öğretilerinden birinin inanç sembollerinden olan Turnalar geçiyor şu an üstümüzden. Üçler, Beşler, Yediler, Kırklar. Derken binlerce Turna kâinat ile birlikte döne döne kadim yolculuğuna devam ediyor.

Bugünlerde gerçekleşen bu göç on yıllardır hiç olmadığı kadar telaşsız ve tehlikesiz gerçekleşiyor. Kuşlar hiç olmadığı kadar özgür uçuyor. Ne bir avcı kurşunundan kaçma telaşı, ne bir derede ağa takılma korkusu, ne modern dünyanın teknolojik gelişimi, ne göç yolunda bir uçakla karşılaşma kâbusu, ne ayağında bir halkanın varlığında veri olmanın hüznü ne de konduğu ağacın kesilmesi, su içtiği gölün kurutulması kaygısı. Bugün kuşlar sadece birer kuşlar. Ve “ilkel uygarlıklarının” binlerce yıldır gerçekleştirdikleri yolculuğa devam ediyorlar.

İnsanın bir anlığına durduğu şu günlerde yeryüzünün nefes alıp verdiğini hissediyor musunuz? İnsanlığın sustuğu yerde kuşların çiftini bulmak için daha az efor harcadığını fark ediyor musunuz? Şehirdeki ve kendi hayatımızdaki hareketlilik azaldığında birçok ötücü kuşun yeniden bahçelere döndüğünü görüyor musunuz?

İnsanlığın karantinada olduğu bu günlerde kuşlar hiç olmadığı kadar özgür uçuyor, hiç olmadığı kadar güzel ötüyor.

Karantina altındaki modern uygarlıktan gökyüzüne baktığımızda görünen, “ilkel kuş uygarlığının” kanatlanışıdır.

Görünen, modern dünyanın doğrusal tarih anlayışının kâinatın döngüsel zamanı karşısındaki iflası ve yeryüzünün zaferidir.

Bilinen bir gerçek var ki; insanlık bugün bir mahlukata dönüşürken aynı zamanda “İlkel kuş uygarlığını” ve yeryüzünü tehdit eden en büyük salgın halini almış vaziyette.

O vakit insanlığı mahlukata çeviren her şeyi elimizin tersiyle itmenin, Nazım’ın Masalların Masalı’nda* yerimizi almanın ve geleceğimizi savunmanın tam zamanı.

“Su başında durmuşuz”. Suyu ve çınarı savunuyoruz.

* Masalların Masalı Nazım Hikmet