Seçkin Barbaros / KOS Medya

Çiğdem çiçeğinin yanında duruyordum. Diken Kelebeği göründü gözüme. Kondu sakince çiçeğe. Ona bakarken kelebeklerin muhteşem yaşam döngülerini düşündüm.

Lepidopeptera takımında yer alan kelebeklerin yaşam döngüsü dört aşamalı bir süreçten geçer.

Birinci aşama dişi kelebeğin yumurtalarını bir yaprağın üzerine bıraktığı yumurta evresidir. Toplu iğne başı kadar olan çok sayıda yumurtanın kırılmasıyla başlayan ikinci dönem ile tırtıl evresine geçilir. Yumurtadan çıkan tırtıllar yaklaşık iki hafta boyunca erginliğe geçebilmek için büyük bir telaş ve oburlukla beslenir. Bu süreçte birkaç kez deri değiştirirler. Yeterince beslenen tırtıllar üçüncü aşamaya geçer. Derisi kalınlaşan tırtıl kendini ipeksi bir salgı ile sarar. Pupa evresi denen bu üçüncü aşamada pupanın içindeki tırtıl bir yaprağın sapına baş aşağı asılı olarak bir hafta boyunca bekleyişe geçer. Günlerin bir biri ardına geçişi sonrası sessizlik kozanın yırtılmasıyla dağılır. Yırtılan kozadan çıkan genç ergin kelebeğin kanatlarını açarak kanatlanacağı Kelebek dönemi başlar. Ancak kelebekler kozadan çıktıkları gibi uçamazlar. Kanatlanabilmek için kâinatın ısısına ihtiyaç duyarlar. Birkaç saatlik bekleyişin ardından ısının vücutlarına ulaşmasıyla kanat damarları kanla dolar ve yeryüzündeki kanatlanışları da böylelikle başlamış olur.

Bu büyülü bir yolculuktur. Binlerce yıldır gerçekleşen göçmen kuşların kadim yolculukları gibi her yıl birbirini yineleyen ve her defasında yenilenen bir döngü olarak karşımıza çıkar.

Bu büyülü yolculuk bazen yaşanacak bir gün içindir bazen dört mevsimliktir. Ve bazen de göçmen kelebeklerde olduğu gibi yaşanacak günler için değil çıkılacak yollar içindir tüm bu olup bitenler.

Latince adı Danaus Plexippus olan göçmen Kral Kelebekleri’nin 4 nesil süren beş bin kilometrelik ve yaklaşık 2,5 aylık büyük göçleri böylesi bir yolculuktur.

Bu yolculukta birinci nesil Meksika ormanlarında hiçbir şey yemeden yaklaşık dört ay sürecek olan kış uykusuna yatar. Bu uzun inzivanın ardından çiftleşirler ve Kanada’ya doğru kanatlanırlar. Kuzey Amerika’nın güney kıyılarında yumurtladıktan sonra hayatlarını kaybederler. İkinci nesil yarım kalan göç yolculuğunu devralır. İkinci neslin yolculuğu da Kanada’nın güneyine ulaştıktan sonra yaşanan ölümle sonlanır. Ancak ölüm öncesi bir çiftleşme ile son bulur hayatları. Ve üçüncü nesil hedeflenen Kanada’nın ve Kuzey Amerika’nın kuzey noktalarına ulaşırlar ve güneye dönecek olan dördüncü neslin doğumu için çiftleşirler.

Üreme organları daha oluşmadan önce yumurtadan çıkan dördüncü neslin ömrü önceki nesillerden çok daha uzun olur. Bu sayede üç neslin kat ettiği toplam mesafeyi tek seferde tamamlayarak Meksika’nın dağ ormanlarına geri dönüş yapabilmelerini sağlar.

Yine dört nesil süren göçün bir başka örneği ise Latince adı Vanessa Cardul olan Diken Kelebekleri’dir. Avrupa’nın en zengin kelebek faunasına sahip Türkiye’de Diken Kelebekleri’nin doğudan batıya doğru göçü yakın zamanlarda fark edildi. Dağlardan ovalara inen, ovalardan kent karmaşasını aşarak vadilere doğru uzanan heyecan verici göçleri ve öyküleri vardır.

Yani bir çiçekten bir çiçeğe “bilinçsizce” kanatlandığını sandığımız Kral Kelebekleri ve Diken Kelebekleri aslında her yıl güneyden kuzeye ve doğudan batıya dört nesilde sonlanan bir göç gerçekleştirirler.

Bu yolculuklar esnasında kendilerini kuzey-güney ve doğu-batı rüzgârlarına bırakan bu kelebekler yeryüzünü yormadan, kendilerinden geriye hiçbir iz bırakmadan binlerce yıldır sessiz ve sakin ama kalabalık ve uzun bir göç gerçekleştiriyor.

Yaşanan bu yoğun hareketlilikten kelebek kaçakçıları dışında kimsenin haberi dahi olmuyor.

Peki ya insanlığın yolculuğunda?

Her gün bir başka canlı türü yok oluyor. Karbon ayak izi her geçen gün artıyor. Yeraltı varlıkları alınan yeryüzü yorgun düşüyor. Kâr ve açgözlülük, savaşlar, göçler, barajlar, HES’ler, nükleer santraller, mega projeler, şantiyeler, zehirli bacalar, esir edilen canlar, yok edilen ormanlar…

Kelebekler gibi sessiz sakin bir öykü değildir yaşanan. Yaşanan gürültülü, hızlı ve son derece yıkıcıdır.

Sonuç mu?

Kral Kelebekleri yok oluyor.

Yeryüzünün akışıyla uyum içinde sessiz sedasız gerçekleşen bu büyük göçün göçmen kelebekleri bir daha uyanamayacakları bir inzivaya çekiliyorlar. Bugün olmasa da yarın Kral Kelebekleri’nin peşinden Diken Kelebekleri de gidecek.

Eski zamanlarda insanlar bilgiyi yola çıkmış olan dervişlerden alırlarmış.

Derviş, insanları bekleyen tehlikeleri de, yeryüzünün güzelliklerini de bülbül misali anlatırmış saz ile, söz ile, aşk ile. Sonra kırdaki bir çiçeğe işaret edip ahaliye seslenirmiş: “Çiğdemde dervişlik var.* Onu gözetin, sakın ha yok saymayın” dermiş.

İnsanlık çiğdemdeki dervişliği göremedi. Ardından dervişlerini yitirdi.

Bugün dervişlerini kaybeden insanlığa kelebeklerin anlatmak istediği bir şeyler var. Adeta çırpınıyorlar. Yeryüzüne kanat çırptıktan birkaç saat sonra kelebek kaçakçıları tarafından yakalanmasalar belki beşinci evre sonunda derviş olup bize anlatacaklardı her şeyi.

Çiğdem çiçeğinin yanında duruyordum. Diken Kelebeği göründü gözüme. Kondu sakince çiçeğe. Uzunca bakıştık karşılıklı. Yaklaştım kendisine. Göçteki üçüncü nesil olsa gerek, yorgundu biraz. Tutamadım kendimi, biraz daha yaklaştım. O da yaklaştı. Dip dibeydik. Fısıldadı kulağıma. Ve kanatlandı ardından. Göç devam ediyordu hala…

 Daha önce kelebeklerin sesi olduğunu bilmezdim. İlk kez bir kelebeğin sesine tanık olmuştum.

Yaşanan bir metamorfozdu. Dervişten çiğdeme çiğdemden kelebeğe…

“Kelebekte dervişlik var. Gözet, sakın ha yok sayma”

*Pir Sultan Abdal, Çiğdemde Dervişlik Var

(Görsel: Andre K. Lawson, “Monarch Migration”)