Koronavirüs salgınına karşı dünya genelinde başvurulan karantina uygulamalarının iklim krizi üzerindeki etkilerini yorumlayan ekolojistler, üretime ara verilmesi ve sosyal izolasyonun emisyon oranlarını düşürerek, hava kirliliğini azalttığını ifade etti. 

Çin’de ortaya çıkan koronavirüs (Kovid-19) salgını şu ana kadar 200 ülkede milyonlarca insanı etkilemiş durumda. Birçok ülkede salgının yayılma hızını engellemek için fabrikalar üretime ara verirken, yurttaşlara sokağa çıkma yasağı dahil birçok kısıtlama getirildi. Trafikteki yoğunluğun azalması ve üretime ara verilmesi ile birlikte uzun zamandır tartışma konusu olan iklim krizi ise tekrar gündeme geldi.   

Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Kuzey İtalya’daki Po Vadisi üzerinde yapılan tarama sonucunda elektrik santralları, araba ve fabrikalar tarafından yayılan ve zehirleyici olan nitrojen dioksit (NO2) gazı emisyonlarında düşüş yaşandığını saptadı. 

Finlandiya Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nin yaptığı açıklamaya göre ise, Çin’deki karbondioksit (CO2) emisyonları 1 Mart’a kadar ölçülen dört haftalık süreçte yaklaşık 200 milyon ton azaldı. 

Türkiye’de de sanayinin kuruluşlarının ve nüfusun fazla olduğu İstanbul ve Bursa gibi şehirlerde hava kirliliğinde önemli düşüşler yaşanıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüseyin Toros’un açıklamış olduğu verilere göre, karantina önlemleri sonrası İstanbul’da hava kirliliği oranının yüzde 30 düştü. Bursa’da bu oran yüzde 50’ye yakın olarak belirlendi.  

Ekolojistler tüm dünyada uygulanan karantinanın iklim krizi üzerindeki etkilerini yorumladı. 

‘ÜRETİMİN DURMUŞ OLMASI GERÇEĞİ GÖSTERDİ’ 

Koronavirüs salgınının insanlığın kendi eli ile yarattığı canavarın ürünü olduğunu belirten Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu üyesi Koray Türkay, bu canavarın ise doğayı yok eden kapitalizm ve sınırsız endüstriyel üretimi teşvik eden neo-liberalizm olduğunun altını çizdi. Endüstriyel üretimin hem salgının yayılması hem de doğanın tahrip edilmesindeki önemine dikkat çeken Türkay, bu felaketten kurtulmak için önce kapitalizmin durdurulması gerektiğini belirtti. 

Endüstriyel üretimin kısmen durmuş olması durumunda bile doğanın kendini yenilemeye başladığını vurgulayan Türkay, “Çin’de hava kirliliğinin en fazla olduğu yerlerde bile hava temizlenmeye başladı. İstanbul’da bile yüzde 30 düzeyinde hava kirliliğinin azaldığı görüldü. Venedik’te kuğuların, balıkların kanallara geldiği, denizin kendini hızlı bir şekilde temizlediği görüldü” dedi.  

HAVA KİRLİLİĞİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İLE BAĞLANTILI 

Türkay, sınırsız tüketim ve üretimin koronavirüs pandemisi ile nasıl ilişkili olduğunu ise şu sözlerle açıkladı: “İnsanlığın bu virüse karşı perişan hale gelmesinde bağışıklık sistemimizin zayıf olması büyük bir etkendir. Bağışıklık sisteminin havadaki oksijen kalitesiyle doğru orantılı bir durum olduğunu biliyoruz. Oksijen kalitesi ne kadar düşükse bağışıklık sistemi o kadar zayıflar, oksijen kalitesi arttıkça bağışıklık sistemi de güçlenir. Dolayısıyla biz doğayı, havayı ne kadar az kirletirsek bağışıklık sistemi o kadar güçlü olur.” 

‘YENİ BİR YAŞAM KURULMALI’ 

Tüketimin sınırsız olduğu bölgelerde hasta ve ölüm oranlarının fazla olduğuna dikkat çeken Türkay, bu tespitler çerçevesinde insanlığın iklim krizine neden olan etkenleri ortadan kaldırarak yeni bir yaşam kurabileceğini belirtti. Aksi durumda insanların bundan sonra sürekli virüsler ile yüz yüze kalacağını ifade eden Türkay, insanların kapitalizm ile insanlık arasında tercih yapması gerektiğini dile getirdi.  

“Bu açıdan tarihin kırılma momentlerinden birinde duruyoruz” diyen Türkay, şunları ekledi: “Bunun politik anlamda çok büyük sonuçları olacak. Halkların aleyhine de bir durum ortaya çıkabilir. Bu ne kadar örgütlü olup olmadığımızla ilgili bir durumdur.”  

Tüm insanların daha fazla ekolojiyi, iklimi savunan yerden ortak bir mücadele etmesi gerektiğinin altını çizen Türkay, insanlığın tüketime dayalı bir toplum yerine doğa ile barışık bir yaşamı inşa etmesi gerektiğini söyledi.  

‘İZOLE YAŞAM EMİSYON ORANLARINI DÜŞÜRDÜ’ 

Kuzey Ormanları Savunması aktivisti Batuhan Otyıldız ise, iklim krizinin enerji üretimi alışkanlıklarından kaynaklı oluşan küresel bir sorun olduğunu belirtti.  

Yaşanan ekonomik daralma ve insanlığın izole yaşamının üretim ve tüketime etkisi üzerine duran Otyıldız, “Dünyada emisyon oranlarında düşüşler yaşanıyor. Tek başına bireysel alışkanlıkların değiştirilmesi iklim krizi ile mücadelede yeterli düzeyde değil. Çünkü iklim krizinin asıl sebebini oluşturan durum enerji üretimidir ve bu enerjinin büyük bir kısmı sanayide kullanılıyor. Ancak bizim bireysel olarak yaptığımız değişiklikler bile emisyon salınımını ve iklim krizini engelleyebilecek değişikliklerin yapılabileceğinin bir göstergesi” ifadelerini kullandı.  

 ‘YAŞAM AYNI ŞEKİLDE DEVAM ETMEYECEK’ 

Koronavirüs salgınını zoonotik bir hastalık olduğunu ve bunun insanların yaban hayatını daraltması sonucu ortaya çıktığını belirten Otyıldız, daha az üretim ve izole yaşamın iklim krizini olumlu yönde etkilemeye yettiğini belirtti.  Salgından sonra yaşamın salgın öncesi gibi akmayacağını söyleyen Türkay, “Salgının başlangıcındaki faktörlerin insanlara bir şeyleri gösterilmesi gerekiyor. Biz bu şekilde devam edersek iklim krizinin derinleşmesini sağlayan unsurların sistemin sıkıntısı olduğunu görmemiz gerekiyor” dedi. 

(Mezopotamya Ajansı / Tolga Güney)