Koronvirüs yüzünden her gün onlarca can kaybı veren Türkiye’de, bir yandan da baraj, maden sahası, inşaat çalışmaları, ihalelere ara verilmeksizin devam ediliyor. Ekojistler ve hak savunucuları uyarıyor: Toplumun evde oluşunu talan fırsatına çevirmeyin, dağıtılan kaynağı sağlık alanına aktarın.

2019 yılının sonlarından itibaren, tüm dünya ülkelerinin ana gündemini Covid-19 salgını belirliyor. Her geçen gün artan vaka ve ölüm sayılarıyla hayatımızı uzun bir süre meşgul edeceği belli olan salgınla ilgili tüm kaynaklar seferber edilmiş durumdayken Türkiye’de, bir yandan da baraj, maden sahası, inşaat çalışmaları, ihalelere de ara verilmeksizin devam ediliyor. Doğa tahribatı ile koronavirüsün meydana çıkması ve etkisi arasındaki ilişki sadece bilim insanlarının ilgi alanında olmaktan çoktan çıkmasına rağmen, süregelen söz konusu proje çalışmalarının, ilerleyen yıllarda ülke habitatını, iklimini ve halk sağlığını nasıl etkileyeceği ise salgın koşullarında konuşulamıyor bile.

Kanal İstanbul ihalesi 

Mart ayında, Kanal İstanbul projesi kapsamında ilk ihale gerçekleşti. Karayolları 1.Bölge Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen ihalede, kanalın etki alanında kalan tarihi Odabaşı ve Dursunköy köprülerinin rekonstrüksiyon projeleri için beş firmadan teklifler alınmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da ihale sonrası “İnanılır gibi değil ama millet can derdindeyken, birilerinin bugün Kanal İstanbul derdinde olması akıl alır gibi değil” demişti.

26 Mart tarihinde konuyla ilgili Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan açıklama da ise, ihaledeki asıl amacın ülke ekonomisini sürdürmek olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verilmişti: “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul güzergahında bulunan iki adet tarihi köprünün taşınması veya yerinde koruma altına alınmasına karar verilmesi için yapılan proje ihalesini eleştirerek, “Koronavirüs ile mücadele ederken bunlar Kanal İstanbul derdinde” şeklinde açıklamaları olmuştur. Ancak bir taraftan salgın ile mücadele ederken öte yandan hayatın devam ettiği unutulmamalıdır. Üretim ve yatırımın devam etmesi, ülke ekonomisinin çökertilmemesi, salgından kurtulduktan sonra da ihtiyaç olan ürünlerin üretilmesi gerekli yatırımların yapılması da son derece önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti, salgın ile mücadele ederken üretim ve yatırımları da yapabilecek güçtedir.” 

Kanal İstanbul ihalesi sırasında çekilen bu maskeli fotoğraf uzun süre gündemde kalmıştı.

Sivrihisar’a ikinci siyanür havuzu

Eskişehir Sivrihisar‘da, TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) yönetimindeki Koza Altın İşletmeleri tarafından yaşam alanlarının yakınına 40 hektar alan içinde 1 milyon 750 bin metreküp kapasiteli atık depolama göleti yapımı için çalışmalar başlatıldı. Çalışmalara bölge sakinleri tarafından tepki gösterildiği belirtilirken, Kaymaz Mahalle Muhtarı Bayram Canigür 12 Mart’ta Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından gönderilen yazının 31 Mart’ta ulaştığını söyleyerek “Koronavirüs ile mücadele döneminde bu yazı bize geç geldi. Sosyal izolasyon nedeniyle mahallemizde yaşayanları doğru dürüst bilgilendiremedik bile” diye konuştu. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer de“Binlerce Sivrihisarlı’nın, Eskişehirli’nin yaşamını, hayvanların sağlığını, doğayı tehlikeye atacak siyanür havuzu için bu acele neden? Havayı, toprağı, suyu, koyunu, kuşu, insanı zehirleyecek adımdan derhal vazgeçin. Altın madeninin siyanür ile temizlenmesinden sonra ortaya çıkan atıklar bu dev gölete bırakılacak. Bu göletin yapılacağı yer Kaymaz Mahallemizin dibi. Baktığınızda evler gözüküyor. Bu atık havuzu Eskişehir’deki tüm canlılar için bir tehlike oluşturmakta” diyerek yapılan çalışmalara tepki göstermişti. 

Yapılması planlanan siyanür havuzu için, uluslararası platform Change.org üzerinden, Anadolu Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü tarafından, “Eskişehir’de siyanür havuzuna hayır!” başlığıyla bir imza kampanyası oluşturuldu.

Sungurlu Barajı’na ÇED olumlu kararı 

3 Nisan tarihinde, İstanbul’un Şile ile Kocaeli’nin Kandıra ilçesi arasında yapılması planlanan Sungurlu Barajı ve HES projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan ‘ÇED Olumlu’ kararı çıktı. Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından planlanan ve ilk ÇED raporu 10 Haziran 2016 yılında kabul edilen Sungurlu Barajı’na karşı köylüler dava açmış ve İstanbul 11’inci İdare Mahkemesi verilen ‘ÇED Olumlu’ kararını eksik bularak 2018’de iptal etmiş, Danıştay da bu kararı geçen yıl onaylamıştı. 

ÇED raporunda yer alan bilgilere göre Sungurlu Barajı için toplam 263 milyon 82 bin lira harcanacak. Baraj inşaatının 1 milyon 691 bin 595 metrekarelik bir orman arazisinin su tutma havzası içerisinde kaldığı belirtildi. ÇED raporuyla ilgili bir rapor hazırlayan Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, proje alanının ekolojik yapısının detaylı incelenmediğine dikkat çekerek “Ekolojik yapının detaylı incelemesi yapılması halinde ekolojik yıkımın etkisi de anlaşılacağından bu çalışmadan özellikle kaçınıldığı anlaşılmaktadır” dedi. Çevre Mühendisleri Odası, barajın ve baraj ile ilgili HES, Beton ve Malzeme Tesislerinin; bölgedeki tarım alanları, ekolojik alanlar ve yerleşim alanlarına etkisinin belirtilmediğini de vurguladı.

Salda Gölü’ne Millet Bahçesi inşaatı

Yine Mart ayı ortasında başlayan diğer bir inşaat da, Burdur Yeşilova’daki Salda Gölü’ne yapılması planlanan Millet Bahçesi çalışmalarıydı. Kurulmak istenen 300 bin metrekarelik Millet Bahçesi için ihaleyi alan şirket tarafından göl çevresine konteynerler getirilip beyaz çizgilerle bazı alanlar belirlenmişti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından alanın Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilerek, Salda Gölü’nde mescit, otopark, tuvalet, duş, büfe, kafeterya gibi düzenlemeler yapılacağı belirtilmişti. 

Başlayan inşaat çalışmalarına ilişkin konuşan Salda Gölüme Dokunma Platformu sözcüsü Gazi Osman Şakar şunları söyledi:  “Salda Gölü kapalı bir havza. İçeride pisliği toplayabiliyor, ancak dışarı deşarj edemiyor. Bizim amacımız burada Salda’nın doğal güzelliğini korumak. İktidar her yere para hırsıyla bakıyor. Bu yüzden Salda Gölü’ne de yok etmek istiyorlar. Biz bölgenin doğal güzelliğini korumak için elimizden geleni yapacağız. Proje defalarca değiştirildi, şirket ihaleyi aldıktan sonra da değişti. Şirket bile orada ne yapacağını bilmiyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın eşi Emine Erdoğan Salda Gölü’ne ziyarette bulunmuş ve duyduklarıyla burada gördükleri arasında büyük bir fark olduğunu dile getirerek şunları ifade etmişti: “Herkese gelip Salda Gölü’nü görmesini tavsiye ediyorum. Bize ilk söylendiğinde böyle şeyler anlatılmadı. ‘Burası bakanlık eliyle kötü bir hale getirilecek.’ dediler. Ben de Bakanıma bunu bildirdim. Dedi ki, ‘Asla böyle bir şey yok. İsterseniz sizi davet ediyorum. Salda Gölü’ne gelin birlikte gezelim. Önceki ve sonraki halini size göstermek istiyorum.’ dedi. Gerçekten görünce mutmain oldum. Bütün halkımızın da mutmain olmasını tavsiye ediyorum. O halden bu hale gelişi, gerçekten çok güzel bir girişim.”

Ancak söylendiği gibi olmadı. 13 Nisan tarihinde, Salda Gölü’nün tarihi 3.7 milyar yıl öncesine dayanan beyaz kumlarının, ayak basması bile yasak olan kumsala giren iş makinalarıyla taşınmaya başlandığı görüntüleri medyaya yansıda. Görüntülerinin kamuoyuna ulaşması üzerine, olay yerine giden CHP Burdur Milletvekili Mehmet Göker, çalışmaların durdurulduğunu açıkladı. Yaptığı açıklamada kendilerine çalışmaların müteahhit firma tarafından tek taraflı bir kararla başlatıldığının aktarıldığını söyleyen Göker, “Buradan sonra Cumhuriyet savcılığına gidip olayın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi. 

Konuyu uzun süredir takip eden CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca ise Bakan Kurum’a yaptığı çağrıda şu ifadelere yer verdi: “Geçen sene Kesin Korunacak Hassas Alan olarak ilan edeceğinizi söylediğiniz alanda, bugün kamyon ve kepçelerle binlerce canlının yaşam alanına saldırılıyor. Sayın Bakan ya sizi kandırıyorlar ya da siz bu milleti kandırıyorsunuz. Salda siz inşaat yapasınız diye değil, korona virüsü tedbirleri gerekçesiyle ziyarete kapatıldı. Virüs sonrasında, yurttaşları bu manzarayla mı karşılamak istiyorsunuz? Çıplak ayakla dahi basılmaması gereken o beyaz kumları, kamyon ve kepçeler kirletiyor, binlerce yılda oluşan doğal ve özel kıyıları geri dönülmez şekilde yok ediyorsunuz.” 

Göl çevresine yapılacak Millet Bahçesi inşasına en çok karşı çıkan isimlerden biri olan Yeşilova ilçesi Belediye Başkanı Mümtaz Şenel ve eşi Fatma Şenel, 20 Nisan tarihinde, Koyunlar Çeşme Mahallesi’ndeki evinde saat sabah dört sularında, kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırıya uğradı. Başkan Mümtaz Şenel’in sağ ve sol ayaklarına beş el ateş eden şüpheliler, eşi Fatma Şenel’i de ayağından vurduktan sonra kaçtı. Yeşilova Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Başkan ve eşi, buradaki ilk müdahalelerinin ardından da Burdur Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Saldırı sonrasında Yeşilova Belediyesi’nin resmi Twitter hesabından yapılan açıklama şöyle:

Yenişehir’e atık barajı ve çinko zenginleştirme tesisi

Bursa’nın Yenişehir ilçesine bağlı Kirazlıyayla köyünde faaliyet göstereceği açıklanan Meyra Madencilik, kurşun, çinko, bakır zenginleştirme tesisi ve atık barajı için çalışmalarına başladı. Kasım ayında yapılan açıklamalarda, “Yenişehir’de kimyasal çöplük istemiyoruz” diyen köylüler, tesisin hayata geçmesi durumunda, 3 milyon metreküp zehirli balçığın ovaya yayılacağını ve 55 ton cevher için 894 ton toprağa zehir karışacağını söylemişlerdi.

Meyra Madencilik’in yapacağı çalışmalar için, güvenlik güçleri tarafından köye giden yolun kapatılmasının ardından, CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, yapılan çalışmalara tepkisini dile getirerek, “Burada bir yasak var; köylere girme yasağı. Bu yasak, koronavirüsün yaratmış olduğu hastalıktan dolayı değil. Bu yasak, iktidarın yağma ve talan politikasının devamı olan madencilere sağladığı imkanlar yüzünden kaynaklanan bir yasak. Gördüğünüz emir, madenciler işlerini rahat yapsın, ağaçları rahat talan etsinler diye, tarım alanlarını yok etsinler diye verilmiştir” demişti. 

Bayındır’a kurşun ve çinko ocağı

İzmir Bayındır’ın Sarıyurt Mahallesi’nde Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahası’na yıllık 150.000 ton kapasiteli kurşun ve çinko ocağı için ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) başlatılması amacıyla gerekli izin verilmişti. Kurşun ve çinko gibi canlılar için tehlikeli ağır metallerin çıkaracağı ocağın bulunduğu alan, Bayındır’da 57.8 hektarlık Ovacık Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Sahası içinde yer alıyor. Ayrıca 26 Mart’ta 810 hektarlık alanda kurulacak ocak için halkı bilgilendirme toplantısı yapılacağı da belirtilmişti. 

Köylüler, İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne maden projesinin iptal edilmesi için gönderdiği dilekçede ortaya çıkabilecek zarardan duydukları endişeyi şöyle dile getirdi: “Hem tarım topraklarının, hem içme ve sulama suyu kaynaklarının, hem yaban hayatı yaşam alanlarının, hem de eko turizm olanaklarının bulunduğu böyle zengin bir coğrafyanın tam ortasındaki kurşun ve çinko maden sahasının kat be kat genişletilmesi talebi, ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan çok yönlü zararlara ve mağduriyetlere neden olacaktır.” 

Ula’da endüstriyel plantasyon alanı olarak belirlenen ormanda ağaç kesimi

4 Nisan tarihinde, Muğla’nın Ula İlçesi Çıtlık Mahallesi‘nde 30 hektar yetişmiş orman alanının endüstriyel plantasyon alanı olarak belirlenmesinin ardından sabah saatlerinde ağaç kesimine başlanmıştı. Kesilecek ağaçların damgalanma işleminin tamamlanmasının ardından kesim ihalesi yapıldı. Taşkesiği mevkisinde, tespit edilen ağaçların kesimine başlanmasının ardından çevre aktivistleri ve yöre halkı bu duruma tepki göstererek, ağaç katliamının durdurulması için harekete geçti. Gelen tepkiler üzerine, Muğla Orman Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada ise, kesimlerin durdurulduğu açıkladı.

Konuyla ilgili yaptığı açıklamada, kesimin sadece 3-4 ay süreyle durdurulduğunun bilgisini aldıklarını belirten Muğla Çevre Platformu’ndan Serdar Denktaş şöyle konuştu:

Kamu kaynakları virüsle mücadeleye ayrılması gerekirken, böyle bir müdahale kabul edilemez. Bir takım telefon görüşmeleri yaptık, daha sonra gerekçemizi ve talebimizi kabul edildiği, bu anlamda olayın büyümesini kendilerinin de istemediğini ve çalışmayı durduracaklarını söylediler. Ve hemen ekiplere talimat verilerek çalışmalar durduruldu. Olayın sosyal medyada paylaşılmasından sonra Muğla milletvekilleri de devreye girdiler. Muğla Milletvekili Mürsel Alban, Orman Bölge Müdürlüğüyle görüşerek bizim taleplerimizi aynen kendisine iletmiş. Buna devam edilirse buraya çok sayıda insan geleceğini ve virüs nedeniyle çok sayıda insanın hayatının tehlikede olacağını ve bunun da sorumlusunun Orman Bölge Müdürlüğü olduğunu belirtmiş. Bölge Müdürlüğü de bu durumu ciddiye alarak çalışmanın 3- 4 ay boyunca durdurulacağını söylemiş. Fakat biz elbette bu çalışma tamamen iptal edilinceye kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” 

Saraçoğlu Mahallesi’nde sondaj çalışmaları

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankara’nın merkezinde bulunan Saraçoğlu Mahallesi’nde sondaj çalışmaları başlatıldığını ve buradaki ağaçların kesildiğini açıkladı. Mimarlar, Çevre Şehircilik Bakanı ve Kültür Turizm Bakanı hakkında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulundu. Saraçoğlu Mahallesi’nde incelemelerde bulunan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Binalarıyla, ağaçlarıyla tescilli kültür varlığı ve kentsel SİT alanı olan Saraçoğlu Mahallesi’nde ağaçlar, kepçelerle devrilmiş parçalanmış. İnsanların sağlık mücadelesinde olduğu böylesi bir dönemde, rant ve talandan vazgeçmeyenler yargı önünde hesap verecekler” dedi.

‘Bu dönemdeki tahribat, devlet-toplum arasındaki güven ilişkisini zedeler’

Salgın dönemine rağmen ihale ve projelere ayrılan bütçeler ve daha da önemlisi doğal yaşama verilen zararı Yeşil Gazete‘ye yorumlayan Greenpeace Akdeniz Direktörü Deniz Bayram, dünyanın bu sağlık krizine ikinci bir evrensel kriz olan ‘iklim krizi’ içerisinde yakalandığını söyledi. İçinde bulunduğumuz dönemi, tüm kaynakların sağlık ve sağlıklı bir çevre politikası inşa etme üzerine yatırılması gereken bir dönem olarak tanımlayan Deniz Bayram, insan sağlığı ve çevre sağlığı arasındaki doğrusal ilişkiye dikkat çekerek şunları söyledi:  

Deniz Bayram.

“Salgın döneminde, bu projelerin tamamı askıya alınmalı ve sürecin sonunda, halk sağlığı ve çevre politikaları bir bütün olarak değerlendirilerek yeniden planlama yapılmalı. Gezegenimize ve insan sağlığına zarar verecek projeler yerine kamu kaynaklarının iklim krizine karşı önlemlerin alınmasına, bu salgında da gördüğümüz gibi sağlık sistemine harcanması gerekiyor. Örneğin, Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı “Eskişehir’de santral neye mal olacak” raporuna göre, Eskişehir Alpu Ovası’nda yapılması planlanan kömürlü termik santrale verilecek devlet teşviği ile 11 adet 700 yataklı hastane yapılabilir. Buradaki esas mesele, kamu kaynaklarını Kanal İstanbul gibi, kömürlü termik santraller gibi bizi iklim krizine karşı daha da kırılgan hale getirecek, insan sağlığını tehdit eden projelere mi, yoksa daha temiz, daha yeşil ve daha adil bir dünya için mi harcamak istiyoruz?”

Batuğhan Otyıldız.

Kuzey Ormanları Savunması’ndan (KOS) Batuğhan Otyıldız ise dünyanın küresel salgınla mücadele ettiği bir dönemde, devletlerin doğaya verdiği zararın devlet-toplum arasındaki güven ilişkisini zedeleyeceğine dikkat çekti: “Devlet-toplum ilişkisinin üst düzey güven ilişkisinde ilerlemesi gereken salgın ile mücadele sürecinde, iktidarın doğanın talanına yol açacak politikalarında korona fırsatçılığı gözeterek gerekli güven ortamının zedelemesine yol açması siyasal iktidarın politik olarak da nasıl bir çıkmazda olduğunu görmemize vesile oluyor.” 

Salgın nedeniyle toplumun evde izole durumda olmasının ‘fırsatçılığa’ dönüştürüldüğüne dikkat çeken  Otyıldız şu ifadeleri kullandı: “COVİD-19 pandemisinin dünya üzerindeki tüm yönetimlere öğretmesini umduğumuz sağlıklı toplumsal yaşayışa, adaletli yönetimine, su hakkına, temiz hava hakkına, iklim adaletine, insan eliyle doğaya verilen zararlara son verilmesi gerektiğine ve tüketim endüstrisinin değiştirilmesine yönelik öğütleri mevcut iktidar bakımından göz ardı ediliyor. Doğamızı rant için tahrip etmeye çalışanların, bunun için yaşam savunucularının evinde olduğu anı değerlendirerek tüm projelerini bir an önce tamamlayıp ceplerini doldurma peşinde olması, doğaya ve insana düşman yağmacı zihniyetin net bir göstergesidir.” Batuğhan Otyıldız, bahsi geçen doğa tahribatlarının aynı zamanda bir hak ihlali olduğuna da vurgu yaptı.

Kızıldere: Doğal yaşam ihlalleri, salgının etkisini ikiye katlıyor

Menekşe Kızıldere.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere ise bahsi geçen ihale ve projelerin sermayeden bağımsız değerlendirilemeyeceği görüşünde. Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de sermaye sahipleri şirket patronlarını zarara uğratmamak adına söz konusu ihlallerin süregelmesinin çok da şaşırtıcı olmadığı ifade eden Kızıldere, normal süreçlerden farklı olarak içinde bulunduğumuz salgın dönemine dikkat çekerek şunları dile getirdi: “Ekonomi anlamında açıklanan önlemlere bakıldığında küçük esnaf ya da işçi sınıfından ziyade, bunlar büyük patronları yani sermayeyi destekleyen önlemler. Aslında şu anda da devam eden doğaya karşı yıkım da bununla alakalı; çünkü bunlar aynı patronlar. Maden işletmeleri sahiplerine ya da kısa zaman önce ilk ihalesi yapılan Kanal İstanbul projesinde yer bulan firmalara bakıldığında bunlar aynı aktörler. Ama salgın devam ederken bunların da devam etmesi, salgının etkisini ikiye katlıyor.” Eş Sözcü, maruz kalınacak zararın önceki dönemlere nazaran iki kat artacağını da sözlerine ekledi. 

Doğaya verilen zararın, hayatımızın her noktasına etki ettiğine dikkat çeken Kızıldere, “Yaşam ve çevre şartlarının kalitesizleşmesi, hava kirliliği, suyun parayla satılmak zorunda bırakılan bir ihtiyaç haline gelmesi, sürdürülemez gıda aslında tüm bu yıkımların bir sonucu. Yani bu yüzden her şey çok pahalı ya da bu yüzden doğadan elde edebileceğimiz şeyleri de satın alıyoruz” diyerek yıkımın çapını vurguladı. 

Karaca: Doğa ihlalleri iki-üç kat hız kazanmış durumda

Toplumun zorunlu izolasyonun bir çeşit fırsatçılığa dönüştürüldüğü konusunda Kızıldere ile aynı fikirde olan CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca da, söz konusu ihale ve projelere ayrılan kaynakların sağlık için kullanılması durumunda, salgınla ilgili oldukça olumlu ilerlemeler kaydedileceğini kaydetti ve ekledi:

“Şu anda birçok ilde, özellikle maden sahalarının genişletilmesi, siyanür ya da zehirli atık havuzlarının daha yaygın bir şekilde açılması; yani toplumun tepki göstereceği toplumun havasına, suyuna, toprağına sahip çıkmak adına refleks göstereceği birçok alana ilişkin çalışmalar, ‘Evde Kal’ çağrılarının ardına gizlenerek daha da hızlı bir şekilde sürdürülmeye çalışılıyor. Yurdun dört bir yanında bu doğa hakkı ihlalleri yaygınlaştırıldı; çünkü hukukun işletilemediği bu süreçte, bu mücadelede geri adım attırabilen tek davranış biçimi halkın eylemselliğiydi. Korona günlerinde de maalesef, halkın bu tepkiselliğinin olmayacağı düşüncesiyle ihlaller iki kat, üç kat daha hız kazanmış durumda. ”

Konuyla ilgili, Karaca’nın katkılarıyla Mart ayında hazırlanmış olan “Korona, Doğa Hakları İhallerini Durduramadı” adlı raporda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, 2020 yılı Mart ayı içerisinde toplam 37 adet proje için ÇED Olumlu kararının verildiğine değiniliyor. Doğal alanların yapılaşmaya açılmasıyla ilgili yayımlanan yönetmelik değişikliğine de işaret eden raporda “16 Mart’ta yayınlanan yönetmelik değişikliği ile koruma altındaki doğal alanların yapılaşmaya ve yüksek yoğunluklu faaliyetlere açılması maksadı taşıyor. Hükümet, bir yandan doğal sit olarak ilan ettiği bölgeleri merkezi hamlelerle yönetimi altına alıyor, yönetmelik ve ilke kararları ile bu alanları yapılaşmaya açmaya çalışıyor. Sorduğumuzda ise bunun adının koruma olduğunu söylüyor” ifadelerine yer veriliyor.

Çevre kirliliği ile halk sağlığı arasındaki doğrusal ilişki

Doğa tahribatı yalnızca doğal alanların yağmasına yol açıp biyoçeşitliğe zarar vermiyor. Önemli etkilerinden biri, doğrudan halk sağlığını da tehdit ediyor oluşu. Koronavirüs gibi diğer solunum rahatsızlıklarından kaynaklı ölümlerin çevre kirliliğiyle paralel olarak arttığına dikkat çeken Deniz Bayram, bu konuda İçişleri Bakanlığı tarafından, büyükşehirlere getirilen giriş-çıkış yasağına Zonguldak’ın da dahil edilmiş olmasını örnek verdi:

“Bu konudaki en somut örnek, 30 büyükşehirle birlikte karantina altına alınan Zonguldak ilininin virüsün tehditlerine karşı olan kırılganlığı, savunmasızlığı. Koronavirüs, yaş almış insanlar gibi kronik rahatsızlıkları olan insanları daha ciddi düzeyde etkilemektedir. Zonguldak kronik obstrüktif akciğer hastalığının (KOAH) çok sık görüldüğü illerden biri. Zonguldak ili ile ilgili 2010’lu yıllarda yapılan sağlık araştırmalarında, sanayiden kaynaklanan kükürtdioksit (SO2) ve parçacık madde (PM10) kirletici konsantrasyonları ile bazı kronik akciğer hastalıkları arasında anlamlı pozitif korelasyon olduğu tespit edilmiştir.”

Uluslararası medya kuruluşu The Guardian‘da 17 Mart tarihinde yayımlanan bir makale de bunu doğrular nitelikte. Makalede, uzmanların, hava kirliliğine maruz kalan şehirlerde yaşayan insanların koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetme ihtimalinin, hava kirliliği oranının normal seviyelerde seyrettiği şehirlerde yaşayan insanlara nazaran çok daha fazla olabileceğine değiniliyor. “Hava kirliliğine uzun süre maruz kalmanın neden olduğu veya seyrini ağırlaştırdığı kronik akciğer ve kalp rahatsızlıkları olan hastalar, akciğer enfeksiyonlarıyla daha az savaşabilir ve hayatını kaybetme olasılığı daha yüksektir. Bu aynı zamanda Covid-19 için de geçerlidiyor İtalya Cagliari Üniversitesi akademisyenlerinden ve Avrupa Solunum Derneği Çevre Sağlığı Komitesi üyesi Sara De Matteis: “Hava kirliliği seviyelerini düşürerek, bu ve gelecekteki olası salgınlara karşı mücadelede en savunmasız kişilere yardımcı olabiliriz.” 

Makalede, daha önceki koronavirüs salgınlarından kirli havaya maruz kalanların ölme riskinin daha yüksek olduğuna dair çalışmaların mevcut olduğuna ve 2003 yılında Çin’de Sars koronavirüs salgınını analiz eden bilim insanlarının daha fazla hava kirliliği olan bölgelerde yaşayan enfekte kişilerin daha az kirli yerlerde olanlardan iki kat daha fazla hayatını kaybetme olasılığının olduğuna değiniliyor.

(Yeşil Gazete – Nida Kara)