Seçkin Barbaros (KOS Medya)

Kanarya kuşları ve maden işçilerinin kader ortaklığını çoğumuz bilmeyiz* Gökyüzünün kanatlı uygarlığı olan kuşların yeraltına kanat çırptıkları acı bir öyküdür. Madencilerin ve kanaryaların kader arkadaşlığının öyküsü.

Madenlerde ilk gaz algılaması kafasında uzun bir fitil yanan ve omuzlarına ıslak bir battaniye alarak kömür madenlerine inen madenciler ile yapılırdı. Bu ilkel gaz dedektörü madenciler, öncü olarak madenin içlerine doğru ilerlerlerdi. Bulundukları yerde bir gazın varlığı durumunda kafalarındaki yanan fitil gaz ile buluşarak büyük bir patlamaya neden olur ve öncü madenci hayatını kaybederdi. Ölüme gönderilen ‘cesur’ maden işçisinin canı karşılığında verdiği sinyal sayesinde diğer maden işçileri yaşamaya ve çalışmaya devam ederlerdi.

Bu ilk gaz algılama modeli, maden ocaklarını ellerinde bulunduran kent soyluların** vicdanlarına sığsa da üretimde aksamaya neden olduğundan yeni arayışlara girişildi. Kara elması yeryüzüne çıkartmak isteyen insan ile yeryüzü arasında kıyasıya bir mücadele gerçekleşiyordu. Ve bu mücadelede maden işçilerine bu kez kanarya kuşları eşlik etti. Maden işçileri ocaklara kanarya kafesleri ile inmeye başladı.

Solunum sistemini kontrol eden sinir sistemi ile insana benzemesi ve ötücü kuşlardan olması sebebiyle kanaryalar maden ocaklarında gazı algılamak için kullanılan ikinci yöntem oldu. Oksijen ve metan gazına hassasiyetleri insana göre çok daha yüksek olan kanaryalar oksijen azalması ya da metan gazı artışı durumunda ötmeyi bırakır. Bu durum zehirlenme veya patlamanın habercisi olurken geride çoğu kez ölen bir kanarya kalır.

Ne madenciler ne de kanaryalar kendi tercihleri ile yeraltına inmedi. Yeraltına indirildikten sonra ise kanaryanın ötüşü de madencinin kazma sallayışı da gökyüzünün mavisini görebilmek içindi artık.

Elinde kafesiyle ocağa inen madenci kanaryanın ötüşüne eşlik eden ıslığı ile kendi kendine konuşurdu. Anlatacak çok şeyi olmasa da dertlerini, umutlarını ve gökyüzü mavisini kader arkadaşına anlatırdı. Kimbilir, belki de bu koyu sohbette kanarya da tek arkadaşı olan madenciye kendi öyküsünü, hayallerini, kanat çırptığı gökyüzünü anlatıyordu. Bildiğimiz tek şey iki kader arkadaşının da gökyüzünün mavisine olan hasretleriydi…

Madenci yeryüzünün damarlarına güçlü kazma vuruşları yaparken bir kulağı da kanaryanın ötüşünde olurdu. Ses hayat, sessizlik ölümdü. Bu iki ötüş arasındaki an ise ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgiydi.

Yıllar yılı bu iki ötüş arasındaki sessizlik arttı. Nice maden işçisi bu sessizliğin içinde yaşamını yitirdi. Nice kanaryanın kanat çırpışları bu sessizliğin içinde yok oldu.

Bugün kanarya kuşlarının yerini makineler aldı. Madenlerde artık ne kafasında fitil yanan insan, ne de kafeslere konulan kanarya kuşları kullanılmıyor. Madenciler ile kanaryaların yolları ayrılsa da ikisi de ölmeye devam ediyor.

Yolları ayrılan bu iki canın geride bıraktığı anılar, ölümler ve gökyüzünün mavisine olan özlemlerindeki kader birliği de hiç değişmemişçesine devam ediyor.

Kuşlar ve İnsanlar, yeryüzünü zehirleyen kent soylulara karşı “Yeryüzüne Özgürlük, Yaşasın 1 Mayıs!” diye haykırıyor.

DİPNOTLAR

*Kanaryaların madenlerde kullanılması bilgisini bir sohbetimizde aktaran Pangaltı Evrim Atölyesi’nden Sezgin’e buradan bir kez daha teşekkür ederim

**burjuvalar