Çernobil kazasıyla nükleer enerji gözden düştü. 1996 yılında küresel elektrik üretiminde nükleer santralların payı yüzde 17,5 iken bugün yüzde 10’a geriledi.

26 Nisan 1986 yılında Çernobil Nükleer Santralı’nda meydana gelen kaza nükleer enerjinin gerçek yüzünü ortaya çıkardı. Kontrolden çıkan 4 numaralı nükleer reaktörden etrafa yayılan radyasyon, başta Ukrayna, Belarus ve Rusya toprakları olmak üzere tüm dünyayı kirletti. Radyasyon bulutları 2 Mayıs’tan itibaren Türkiye’yi de etkisi altına aldı, başta Karadeniz bölgesi olmak üzere ciddi sağlık sonuçlarına yol açtı[1].

34 yıl önce gerçekleşen Çernobil nükleer felaketi milyonlarca kilometre kare toprağı kirletirken, binlerce insanın da hayatına mal oldu. Bu kazayla nükleer santralların çevreye verdiği zarar ilk kez bu ölçüde gözler önüne serildi ve nükleer enerjiye ilgi azaldı. Geçtiğimiz hafta meydana gelen yangınlar da böyle bir kazanın etkisinin yıllarca sürdüğünü bir kez daha hatırlattı.

Nükleerin payı düşüyor

Nükleer  santral yatırımları kazayı takip eden yıllarda yavaşladı. 1986 yılında küresel elektrik üretiminin yüzde 14,5’i nükleer enerjiden sağlanıyordu. Kazadan sonra yeni siparişlerin sayısı azalsa da yapımı devam eden reaktörlerin devreye girmesiyle bu oran 1996 yılında yüzde 17,5 ile nükleer enerjinin gördüğü en yüksek seviyeye ulaştı[2]. Bu tarihten sonra ise düşüş başladı. 2018 sonunda nükleer enerjinin küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 10,15’e geriledi[3]. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bile, 2050 yılında bu payın en iyi ihtimalle yüzde 5, en kötü ihtimalle yüzde 3’e düşeceğini belirtiyor[4].

Nükleer filo yaşlandı

Şubat 2020 itibarıyla dünyada 414 nükleer reaktör çalışıyor. Bu rakam çok gibi görünse de mevcut filonun ortalama yaşı 30,5[5] ve filodaki birçok nükleer reaktörün tasarım ömrü 40 yıl. Önümüzdeki yıllarda çok sayıda reaktör emekliye ayrılacak. Yeni yapılan reaktör sayısının azlığı nedeniyle de nükleer santralların elektrik üretimindeki rolü azalmaya devam edecek.

34 yılda bitiremediler

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) göre dünyada yapımı süren 53 reaktör var ancak bu reaktörlerin birçoğunda inşaatlar yıllardır yerinde sayıyor. 53 reaktörden 19’unun yapımı beş yılı geçmesine rağmen bitirilemedi, bazıları 10 yıla yaklaşıyor. Dokuz reaktörün yapımı ise en az 10 yıldan fazla bir süredir devam ediyor. Aralarında 15 yıldır Finlandiya’da inşaatı devam eden Olkiluoto-3 ile Mochovce 3-4 ve Khmelnitski 3-4 gibi 34 yıla yakın bir süredir bitirilemeyen reaktörler de var. Duran ve geciken inşaatlar sonucu ortaya çıkan finansal ve teknolojik başarısızlığa rağmen UAEA, bu 28 reaktörü hâlâ yapımı süren reaktörler listesinde tutmaya devam ediyor. 

Yenilenebilir enerji nükleeri geçti

2018 yılında dünyada yeni elektrik üretimi kapasitesine yapılan yatırımlarda yenilenebilir enerji kaynaklarına (büyük hidroelektrik santrallar hariç) 272 milyar dolar harcandı. Nükleer enerjiye yapılan yatırımlar ise 33 milyar dolarda kaldı. Nükleer santrallar 70 yıla yakın geçmişine rağmen küresel elektrik üretiminin yüzde 10’unu karşılarken hidroelektrik hariç, rüzgar, güneş, biyokütle, jeotermal ve deniz enerjisi toplamda yüzde 10,5’ini karşılayarak kısa tarihlerine rağmen şimdiden nükleer enerjiyi geride bıraktı. Sadece bu rakamlar bile Türkiye’nin nükleer enerjiye bel bağlayarak nasıl yanlış bir yola girdiğini göstermeye yetiyor. Çernobil ve Fukuşima’dan ders alıp Rusya’nın Mersin’de nükleer santral inşa etmesi durdurulmalı.


[1] Bkz.: Türk Tabipleri Birliği raporu, “Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser”.

[2] The World Bank, https://data.worldbank.org/indicator/EG.ELC.NUCL.ZS, erişim: 21 Nisan 2020.

[3] The World Nuclear Industry Status Report, https://www.worldnuclearreport.org erişim: 20 Nisan 2020.

[4] IAEA, Energy, Electricity and Nuclear Power Estimates for the Period up to 2050, 2019 Edition.[5] The World Nuclear Industry Status Report, https://www.worldnuclearreport.org/, erişim: 21 Nisan 2020.

(ekosfer.org)