Kaş Turizm Ve Tanıtma Derneği bölgedeki yangınlar ve imar rantıyla ilgili açıklama yaptı

24 Mayıs’ta çıkan, 30 dönüm arazinin tahrip olduğu yangının ardından sosyal medyadaki yanlış ve eksik bilgileri açıklığa kavuşturmak için yapılan açıklamada Çukurbağ Yarımadası’nın ve Kaş’ın diğer bölgelerinin yapılaşmaya açılması için yangın çıkması gerekmediği, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı eliyle yapılan imar planları ve sit alanı değişiklikleri yüzünden turizme ve konut yapılaşmasının önünün açık olduğuna vurgu yapıldı.

Açıklamadaki önemli noktalardan biri de Çukurbağ Yarımada’sında mayıs ayında çıkan yangının ardından Ankara Gazeteciler Cemiyeti arazinin kendilerine ait olduğunu ve “asla imara açılmasına izin verilmeyeceğini” açıklamalarına rağmen cemiyetin 2018 yılında bölgedeki 110 dönüm arazinin imara açılması için revizyon imar planı yaptırdığını ve Tabiat Varlıkları Koruma Kuruluna müracaat ettiği belirtildi.

Kaş’ın her yanındaki rant odaklı yapılaşma ile hem hukuki hem fiili olarak mücadele eden Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği, Kaş halkını ve yetkilileri eşsiz ekosistemiyle, arkeolojik kalıntılarıyla biricik olan bu bölgeyi savunmaya ve sahip çıkmaya davet ediyor.

Derneğin yapmış olduğu açıklama şu şekilde:

Kaş’ın Çukurbağ Yarımadası’nda 24 mayısta çıkan yangın üzerine medyada dolaşımda olan yanlış bilgileri açıklığa kavuşturmak adına Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği olarak bu yazılı kaleme alıyoruz.

Kaş son yıllarda gitgide artan bir yapılaşma baskısı altında, bu rant arayışının merkezinde de Çukurbağ Yarımadası bulunuyor, yarımada 3. derece Doğal Sit Alanı, yeni adıyla “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım” alanlarından biri, yani buraya yeni imar planları yapmak farklı süreçler ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayını gerektiriyor. Çukurbağ Yarımadası’nın imara açılma hikayesinin 40 yıllık bir geçmişi var, bugün baktığımızda Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin girişimleriyle imara açılmış alanların (yarımadanın burun kısmı) %89’unun yapılaşmış durumda olduğunu görüyoruz.

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkanı Nazmi Bilgin, yaptığı açıklamada arazinin kendilerine ait olduğunu ve imara açılmasının mümkün olmadığını, cemiyetin de arazinin imara açılmasına asla izin vermeyeceğini söyledi.

24 Mayıs 2020’de gece yarısından sonra yarımadada çıkan yangın birçok kişinin aklına aynı düşünceleri getirdi. Rant için doğal alanların tahrip edilmesine maalesef ülkece alışkınız. Yanan yaklaşık 30 dönüm arazide yoğun biçimde Akdeniz bitki örtüsü olan makilik ve zeytinlik bulunuyor. Arazi tapu kaydında niteliği ‘zeytinli tarla’ olarak geçiyor, zeytinlik niteliği taşıyan arazilerde imar kısıtlaması olduğundan akıllara ilk gelen yoğun yapılaşma şu haliyle mümkün değil. Fakat, arazinin mülk sahibi Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin Başkanı Nazmi Bilgin, yangın sonrası yaptığı açıklamada arazinin kendilerine ait olduğunu ve imara açılmasının mümkün olmadığını, cemiyetin de arazinin imara açılmasına asla izin vermeyeceğini söylemesine rağmen, bu sözlerin altına baktığımızda cemiyetin yanan arazi ile beraber bir zamanlar aldığı imar haklarına karşılık, yeşil alan olarak kamuya terk ettiği 110 dönüm arazinin de imara açılması için revizyon imar planı yaptırdığını ve Tabiat Varlıkları Koruma Kuruluna müracaat ettiğini, 2018 yılında hazırladıkları faaliyet raporunda görüyoruz.  Bu plan şimdilik Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayını beklemektedir. Nazmi Bilgin yangın sonrasında yaptığı açıklamalarda samimi ise cemiyetin hazırlattığı bu revize imar planından vazgeçtiğini kamuoyuna duyurması gerekmektedir.

Açıkladığımız sebeplerle Yarımada’daki yangının ardından çıkan ‘Kişiye özel yangın’ haberleri doğrudan gerçeği yansıtmamakla beraber, yarımadada otel yapmak için yangın çıkarmaya gerek olmadığı gerçeğini gölgelemektedir. Asıl yangın Çukurbağ Yarımadası’nda rant elde etmek için yapılmış imar planlarıdır. Bunun bir tarafında, işi gazetecilik olması gerekirken emlakçılığa soyunmuş Ankara Gazeteciler Cemiyeti, diğer tarafındaysa kuruluş amacı tüm doğal, arkeolojik sit alanlarını kamu yararına korumak olan fakat bu alanları imara açmak için sit derecelerini düşürmeye yönelik çalışmalar yapan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı var.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2012 yılında ‘’Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik” kapsamında doğal sit kavramı tanımlanmış ve (1) kesin korunacak hassas alanlar, (2) nitelikli doğal koruma alanları ve (3) sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olmak üzere 3 kategoriye ayırmıştır.

3. derece doğal sitler, ‘’sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları’’ olarak değiştirilmiş ve bu tanım altında bu alanlarda turizme ve konuta izin verilmesinin önü Bakanlıkça açılmıştır. Doğal sit alanlarında turizm önceliği öne çıkarıldığından, özellikle sahil kesimlerindeki sit alanlarının niteliği hızla bozulmaktadır. Çukurbağ Yarımadası (Sür. K. Ve Kalkınma Alanı) bu kapsamda olduğundan turizme açılması yönünde bakanlıkça revize imar planı yapıldı, bu plan geçerse yarımada içindeki iki büyük alan eko-turizm adı altında turizme açılacak. İmara açılması planlan iki alandan biri olan 20 dönümlük arazinin 16 dönümünün Deniz Baykal’a ait olduğu ve  yarımadanın giriş kısmındaki 119 dönümlük ikinci arazininse iktidara yakın isimlere ait olduğu kayıtlarda görülmektedir.

Çukurbağ Yarımadası’nda kişiye özel imar planıyla yapılaşmaya açılmak istenen 119 bin metrekarelik arazinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski iş ortağına devredildiğini biliyoruz. Kaş ilçe merkezi ile İnceboğaz Plajı arasında yer alan zeytinlik vasfındaki arazi, 2007 yılında aralarında Cihan Kamer’in de yer aldığı Erdoğan’a yakın iş insanları tarafından satın alınmış, daha sonra ise imara açılması için çalışmalar başlatılmıştı. 2011’de eski Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan’ın oğlu Selim Doğan’ın üzerine kaydedilen 30 milyon Avroluk arazi, 5 Şubat 2016’da ise Erdoğan’ın eski iş ortağı Ergun Bodur’un şirketi olan Kösdağ Ambalaj’a devredildi. 2014 yılında ‘zeytinlik’ vasfı değiştirilerek ‘tarla’ olarak tapuya kaydettirilen arazi, geçtiğimiz Haziran ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca askıya çıkarılan planda ise Çukurbağ Yarımadası’nda ‘Ekolojik Turizm’ vasfı verilerek yapılaşmaya açılmak istenen iki büyük parselden biri oldu. Plan vatandaşlar ve derneğimiz tarafından dava edilmiştir. Eğer plan geçerse bir gecede sahiplerine milyonlarca lira kazandıracak bu araziler Türk siyaseti içindeki ahlak açmazını tekrar gözler önüne seriyor.

Yarımada ve Limanağzı’nın rant büyüklüğü, bu bölgeleri imara açma  çabalarını birçok sebeple artırmış durumda, Türkiye ekonomisinin geldiği nokta itibariyle, 2017’de dolar kuru 3,65’ken, bugün 7,50’dir. Üç yılda liranın değer kaybı %100’ün üzerine çıkmıştır, bu durum hem özel sektörün hem de devletimiz dış borç yükünü arttırmış, konkordatolar ve iflaslara sebebiyet vermiştir. Bugün baktığımızda kamuya ait dış borç 169 milyar dolar, özel sektöre ait dış borç ise 253 milyar dolar, yani toplam borç yükümüz 432 milyar dolardır. Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın 723 milyar dolara gerilediği 2020 yılında borç yükünün ne kadar yüksek olduğunu GSYH’ya bakarak anlayabiliyoruz.

Bu durum karşısında iktidarın ekonomideki bu kötü gidişi durdurmak için uzun vadeli önlemler, katma değeri yüksek projeler ve hızla değişen dünyada eğitime yönelik olumlu yaklaşımlar yerine; bir sonraki adımı düşünmekten uzak, günü kurtarmaya yönelik popülist sosyoekonomik politikalar üretmekte olduğunu görüyoruz. Günü kurtarmaya yönelik gelir üretme çabasının sonucunda hedefte, şimdiye kadar kanunlar çerçevesinde güvence altına alınmış Türkiye’nin doğal hazineleri diyebileceğimiz, üzerlerine titrememiz gereken doğal sit alanları, Milli Parklar var.

Tüm Türkiye genelinde Milli Parklar, doğal sit alanları iktidar için yastık altında atılda yatan ve paraya çevrilmesi gereken alanlar olarak görülmekte olduğunu, yapılan ve yapılmakta olan icraatlardan anlıyoruz. Kaş, Salda Gölü, Olimpos’ta yapılmak istenenler ve Kapadokya’nın Milli Park olmaktan çıkartılması yakın tarihli bir kaç örnek sadece. Günümüzde dağlarımız, nehirlerimiz tüm doğal zenginliklerimiz, sonrasında gerçekleşecek olan doğa tahribatına bakılmaksızın paraya dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

Bu paracı kültürsüzlük sadece Türkiye’de gördüğümüz bir durum değil maalesef, tüketim toplumuna dönüştürülmüş dünya insanlığının doğadan kopuşunun, doğanın bir parçası değil onun üzerinde bir varlık olduğu yanılsamasının bugün Covid-19 salgınına ve iklim krizine kadar varan sonuçlarıdır. Doğayı korumak, sürdürülebilir yaşam alanları inşa etmek ne yazık ki devletlerin değil sivil toplumun görevi haline gelmiş durumda. Sadece Kaş ilçesi özeline bakıldığında dahi, açılan iptal davaları ve kamuoyu baskısı sayesinde doğanın korunabildiği görüyoruz.

İmar Planlarının yakın geçmişteki öyküsüne bakacak olursak;

  • 2015 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından Kaş Merkez 1/25.000 Nazım İmar Planı yapıldı; Yarımada da bunun içindeydi. Buna karşı Derneğimiz ve 30 yurttaş tarafından açılan dava ile planlar iptal edildi. 
  • 2015 yılında açılan davanın mahkeme süreci devam ederken, itirazlara istinaden aynı plan üzerinde ufak değişiklikler yapılarak 2015’te yeniden askıya çıkarıldı. İkinci 1/25.000’lik plana karşı yine Derneğimiz, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Antalya Mimarlar Odası ve yurttaşlar mahkemeye başvurdu. Mahkeme bilirkişi raporu sonrasında bu plan için yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.
  • Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi doğrultusunda Çevre Şehircilik Bakanlığının 25 Eylül 2019 tarihinde askıya çıkarılan yeni Çukurbağ Yarımadası ve Limanağzı 1/25.000 Nazım İmar Planı’na karşı aynı yıl Derneğimiz, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Antalya Mimarlar Odası ve yurttaşlar dava açmıştır. Bu mahkeme ile ilgili BİLİRKİŞİ KEŞFİ beklenmektedir.
  • Yarımada ve Limanağzı için mahkeme devam ederken 9 Haziran 2020’de Çevre Şehircilik Bakanlığı kendi imar planında düzenleme yaparak yeni bir “REVİZYON İMAR PLANI” askıya çıkarılmıştır. Askı süresi içinde yurttaşlar itiraz etmişlerdir. İtiraz sonuçlarına göre hareket edilecektir.

Kaş imar planlarının yapıldığı 2015 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Kaş Belediyesi AKP yönetimindeydi. Uygulanmak istenen imar planları halka anlatılma gereği duyulmadan geçirilmeye çalışıldı, diyebiliriz ki imar planlarının hazırlanmasındaki en büyük yanlış, planlama aşamasında ilgili kurum ve kuruluşların ve yerel halk temsilcilerinin görüşleri alınmadan yapılmış olmasıdır. Bu tepeden servis edilmiş planlarda ısrar edilmiştir oysa Kaş halkı ve derneğimiz amaca uygun, kamu yararı gözeten, Kaş’ın denizel, karasal zenginliklerini koruyan bir plana itiraz etmezdi.

Kaş’ta imar rantı, planların geçmemesine rağmen durmamış, 2015 yılından günümüze kaçak yapı sayısı imar barışı sebebiyle artmış, üç binin üzerine çıkmıştır (ekonominin giderek bozulması ikinci bir imar affının gerçekleşeceği beklentisini ortaya çıkarmıştır). Kaçak yapıların ağırlıklı olduğu bölgelere bakıldığında üç bine yakın kaçak yapının büyük çoğunluğunun Patara, Kalkan, Üzümlü, İslamlar mahallelerinde; yani deniz gören, ikinci konut ve villa alanlarında olduğunu görüyoruz. Üç binden fazla kaçak yapılaşmaya müsaade edilen Kaş’ta, imar planlarının asıl amacının konut ihtiyacını karşılamak olduğu söylense de asıl amaç memleketin pek çok yerinde yapıldığı gibi rant/para uğruna doğaya zarar vermekten başka bir şey değildir.

Açılan davalar sebebiyle imar planlarının uygulanamaması sonucu, halkın konut ihtiyacının giderilemediği ve mağdur edildiği söyleniyor. Kaş’ın tüm sosyoekonomik yapısını değiştirecek, hatırlı kişilerin rant çıkarları üzerine yapılmış imar planları gösteriyor ki, burada amaç halkın konut ihtiyacına cevap vermek değil, rant elde etmektir. Koruyucu imar planları yapılması gerekirken, mahkeme kararında yazıldığı şekliyle ‘amaca uygun, kamu yararına olmayan’ imar planları yapılması, şahsi çıkarların kamu yararının üzerinde tutulmaya çalışılması, mağduriyetin kendisini yaratmaktadır.

Büyükşehir Belediyesi ve Kaş Belediyesi’nden talebimiz, imar planlarının yapım aşamasında Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 7. Maddesinin (j) paragrafında geçen ‘’Planların hazırlanmasında plan türüne göre katılım sağlanmak üzere anket, kamuoyu yoklaması ve araştırması, toplantı, çalıştay, internet ortamında duyuru ve bilgilendirme gibi yöntemler kullanılarak kurum ve kuruluşlar ile ilgili tarafların görüşlerinin alınması esastır.’’ ilkesine uyulmasıdır. Sorunlar halk temsilcileri, STK temsilcileriyle bir araya gelip şeffaf bir şekilde, ‘koruyucu’ imar planı yapılmasından geçmektedir.

Sit derecelerini düşürüp imara açma girişimlerinin bir diğer örneğini de 2020 turizm yılı teması olarak seçilen Patara antik kentinin bulunduğu Patara – Gelemiş Köyü’nde görmekteyiz. Patara; hem arkeolojik kalıntıları hem de ekosistemiyle Türkiye’nin eşsiz bölgelerinen biri, bu sebeple de Özel Çevre Koruma Bölgesi’dir. Patara Likya Birliği’nin başkenti, uçsuz bucaksız kumsalı nesli tükenmekte olan Yeşil deniz kaplumbağalarının (Chelonia Mydas) ve İribaş deniz kaplumbağalarının (Caretta Caretta) yumurtalama alanıdır. Patara’nın bitişiğinde, yine 1. Derece Doğal ve Arkeolojik Sit alanı olan Fırnaz Koyu’da nesli tükenme tehlikesi altında olan Akdeniz Foklarının (Monachus Monachus) üreme ve yaşam alanıdır.

2017 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Patara’nın ve Fırnaz Koyu’nun Sit derecesini düşürme kararı aldı. Amaç bu alanlarda turizm ve konuta yönelik yapılaşmanın önünü açmaktı. Bu karara karşı Peyzaj Mimarları Odası Genel Merkezi, Antalya Mimarlar Odası ve derneğimizin açtığı davada iki kez bilirkişi keşfi yapıldı. Her iki bilirkişi heyeti de bu bölgenin “SİT derecesinin düşürülmesinin, doğal alanlarda telafisi mümkün olmayan tahribata yol açacağını” raporlarında vurguladı ve mahkeme bakanlığın bu kararını iptal etti. Birçok ekoloji mücadelesinde olduğu gibi bu örnekte de sivil toplumun ne denli hayati önem taşıdığını görüyoruz. Son olarak; Kaş 2 özel çevre koruma bölgesi, 4 doğal sit alanı, 1 milli park ile kazılarına devam edilen Patara Antik Kenti ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Xanthos Antik Kenti olmak üzere toplam 8 antik kent kalıntısıyla, köyleri, yaylalarıyla tüm Ege ve Akdeniz sahilinde eşine az rastlanabilecek güzellikte bir yaşam alanı, Türkiye’nin turizm ve dalış merkezidir. Tüm yetkilileri ve Kaş halkını Bodrum, Kuşadası, Marmaris örneklerinden dersler çıkartarak, bu nadide alanı korumaya, doğru projeler ve imar planlarıyla dünyanın sayılı turizm noktalarından bir olabilecek bu eşsiz ilçeye sahip çıkmaya davet ediyor, saygılarımızı sunuyoruz.

(KOS Medya)